Sunday, June 5, 2011

interpol konserinden: say hello to the angels


mor ve ötesi'nden devraldılar sahneyi, son albümün ilk şarkısı "success"le başladılar... hayır hayır, interpol konseri böyle başlamadı. çok daha gerisi var bunun, 2002'si, 2003'ü var. daha dinlemeden, lull'da (daha sonra arkadaşım olacak alper bahçekapılı'nın kaleminden) okuduğum an başlıyor interpol'ün bendeki hikayesi. "bu albümü bir yerlerden bulmalıyım" deyişim, bir kadıköy ziyaretinde buluşum... o kadar güzel, o kadar karanlık, o kadar hüzünlü, o kadar yalnızdı ki "turn on the bright lights," acıma eşlik edecek değil, uğrunda acı çekilecek albümdü. 20'li yaşların kafa bulanıklığını derinleştiren, sırf tadı daha güzel çıksın diye sevdanın en karasına daldıran bir albümdü o. öyle de oldu. bu kasedin diğer yüzü fırat dışında kimseye anlatmadığım, smiths ve cure dışında kimsenin eşlik etmediği bodrum katlarıma inişlerimde hep interpol vardı. hep "friends don't waste wine when there's words to sell" dedi paul banks, "nyc"de "i know you've supported me for a long time, somehow i'm not impressed" diyerek katilimle bile özdeşleşmeme yardımcı oldu. yarama dokundu, onu kanattı, büyüttü, acı çektirdi, bundan zevk verdi.



işte bundan hep çok özel oldu interpol, her adını andığımda burnuma bir ucuz şarap kokusu değirdiğinden. hiçbir albümleri "turn on the bright lights" vuruculuğunda olmasa da onlarda sevecek bir şey buldum. onların aynı yerde kalmama çabalarına (vasatlaşmalarına sebep olduysa bile) saygı duydum. nasıl ben daima 22 yaşında, saçları da kafası da dağınık çocuk olarak kalmayacaktıysam, bu da böyleydi...



işte 1 haziran 2011 interpol konseri, aslında 2003'ten başladı benim için. komik veya cheesy gelebilir ama gerçek bu. hayır, oralardan çok olmuştu geçeli, ama o konser beni daha ilk notasında, hatta belki de daniel kessler ile paul banks'i ilk gördüğüm anda o eski günlere, bir daha hatırlamayacağımı düşündüğüm hislere geri gittim. eski aşklar, eski dostlar, eski düşmanları gördüm. zaman işte, hepsi, her şey güzel bir anı olmuştu artık.



bol bol ilk albümden çaldılar. ve çok iyi çaldılar. genelde koyu mavi ışıklar altında, fazla kımıldamadan çaldılar, çok nadiren konuştular ama iletişimi en yoğun hissettiğim konserlerden birisiydi. "nyc," "untitled," "obstacle 1," "say hello to the angels," "the new," "leif eriksson" -isteyebileceğimden daha fazlasıydı. kessler'ın gitarı her zamanki keskinliğinde, banks'in vokali o vurucu "hissiz"liğindeydi. interpol'ün sahne duruşundaki kilit adam carlos'un yokluğu da koymadı, saçma sapan sahne önü uygulaması da. özel bir geceydi ve güzel olan, çok fazla kişide bunu görmemdi. katılımlar, beklenmeyen bir şarkıda gelen sürprizin coşkusu, bağırışlar -güzel bir kalabalık vardı. pek çoğunun yüzünden okunuyordu interpol'ün onlar için sıradan bir grup olmadığı.



güzeldi, çok güzeldi. bu yaz istanbul'da izleyeceğim bir konserde bu kadar etkileneceğimi zannetmiyorum...

No comments:

Post a Comment