Thursday, April 5, 2012

Layne Staley

Nisan, grunge için kara aydır: Kurt Cobain ve Layne Staley'nin sekiz yıl arayla bu evrenden göçtükleri ay. Layne'in, grunge kuşağının belki de en etkileyici ve en bunalımlı sesinin uyuşturucular, keder ve ölüm dolu öyküsünü 2008 yılında Headbang için kaleme almıştım.

Pek çok yanıyla punk'a benzetilir grunge, ama öz yıkım söz konusuysa punk'tan çok daha acımasız olduğu söylenebilir. Tıpkı Alice In Chains'in benzersiz şarkısı 'We Die Young'da bahsettiği gibi, genç öldü grunge'ın temel figürlerinden bazıları. Pearl Jam'in kökü olan Mother Love Bone vokalisti Andrew Wood öldüğünde 24 yaşındaydı, Kurt Cobain kendini vurduğunda 27.

Layne Staley bu dünyadan geçtiğinde belki onlar kadar değil ama, yine gençti. 35 yaşında, acı bir tesadüf eseri Kurt'ten sekiz yıl sonra üç aşağı beş yukarı aynı günde ölmüştü Alice In Chains vokalisti.

Grunge'ın en karanlık ekibine acı dolu sesini veren Layne, Seattle yakınlarındaki Kirkland'da doğmuştu 22 Ağustos 1967 günü. Problemli rockstar öykülerinde sıkça rastladığımız üzere, yedi yaşında anne ve babasının boşandığını tecrübe etmişti. Bu olayın üzerindeki etkisi o kadar büyüktü ki, ölümünden önce yaptığı son röportajında bile bu durumdan bahsedecekti.

"Bana babamın öldüğünü söylemişlerdi ama ailem onun hala hayatta olduğunu ve uyuşturucu kullandığını biliyordu," demişti Layne. Kimselere haber vermeden saatlerce onu arıyordu, bir gün babasının onu bulabilmesi için ünlü olmayı istediğini anlatmıştı. Uzun yıllar sonra bu olacaktı, ve birlikte uyuşturucu kullanacaklardı. Ama babasının sadece bunun için kendisiyle takıldığını hissettiğinde kaçınılmaz biçimde uzaklaşacaktı ondan.

Önce davulla başlamıştı müziğe, ve glam gruplarında çalmıştı. Kafası ise vokalistlikteydi, hayatı da 1987'de gitarist Jerry Cantrell'la tanıştığında değişecekti. Jerry'nin kalacak bir yeri yoktu ve Layne onu evine götürdü. Müzik konuştular ve Layne gönlünde yatanı paylaştı onunla. Jerry bu güçlü sesten anında etkilendi, ve yazacağı şarkıları söyleyecek doğru adamın Layne olduğuna inandı.

Birkaç isim değişikliğinden sonra Alice In Chains oldular nihayetinde. İki yıl sonra gözünü yeraltından yükselecek yeni gruplara dikmiş olan Sony'ye bağlı Columbia ile anlaştılar. 1990 yazında "We Die Young" EP'si yayınlandı. Birkaç ay sonra ilk albüm "Facelift" çıktı. İlk başlarda ortalamanın altında seyreden satışlar, MTV'nin 'Man in the Box'ı fark etmesiyle patladı. Yıl bitmeden yarım milyonu bulacaktı tiraj. 1992'de yine önce (adını ve ortaya çıkışını davulcu Sean Kinney'nin bir rüyasına borçlu olan) "Sap" EP'si geldi, sonra da "Dirt." Hem hitle dolu, hem de baştan sona bütünlüklü bir ruh haline sahip olan albüm, Alice In Chains'in zafer bayrağıydı.

Grup daha sonra Billboard'a bir numaradan giren ilk EP olan "Jar Of Flies"ı yayınladı ve ardından Metallica ve Suicidal Tendencies ile başlayacakları bir turneye dahil oldu. Ne var ki, Staley'nin ilk gençlik yıllarından beri devam eden uyuşturucu kullanımı artık onun çalışmasını engelleyecek boyutlardaydı, bir gün kala turneden çekildiler ve Staley rehabilitasyona girdi. "Alice In Chains" 1995'te çıktığında da turne yapmadılar, sebep aynıydı. Bir yıl sonra "MTV Unplugged" çıktı, bu grubun üç seneden sonraki ilk canlı performansıydı. Arkadan gelen konser sayısı ise bir elin parmaklarından azdı, son konserini 3 Temmuz 1996'da verdi. Layne grup elemanlarından uzaklaşıyor ("AIC'dekiler benim arkadaşlarım değiller," diyecekti son röportajında) ve uyuşturucunun kendisini ele geçirmeye başladığını hissediyordu. Üzerine, nişanlısı Demri Parrott'ın Ekim '96'daki ölümünü tecrübe etti, ki kimilerine göre bunu ölene kadar atlatamayacaktı. Gittikçe içine daha da çok kapandı, uyuşturuculara sığındı. "Eskiden benim için işe yarıyorlardı," demişti. "Ancak artık bana karşı dönmeye başladılar."

Dediği gibiydi, yıllar süren mücadelesine rağmen artık eroini bırakamıyor, ama bunun kendisini yavaş yavaş bitirdiğini de hissediyordu. "İnsanlar benim kafayı bulmak için kullandığımı zannediyor ama anlatması zor, verdiği acı kaldırabileceğinden daha fazlası," diyordu. Ciğeri iflas etmişti, sürekli kusuyordu, rengi soluktu ve çok zayıflamıştı. "Ölüme yakın olduğumu biliyorum. Hayatım böyle bitsin istemezdim. Hiç şansım kalmadığını biliyorum. Artık çok geç," cümleleri, onun kamuya yaptığı son açıklamalardı. Göstere göstere gelen bir ölümdü onunkisi.

19 Nisan 2002'de 911'i arayan meçhul bir kişi, Layne Staley'den iki haftadır haber alamadığını belirtti. Polis eve gidip kapıyı kırdığında Staley'nin cansız vücuduyla karşılaştı. Aşırı dozda eroin ve kokain, Layne'in sonu olmuştu. Tıbbi raporlar, onun 5 Nisan'da öldüğüne hükmetti. Tam iki hafta boyunca fark edilmeyecek kadar yalnız ölmüştü Layne. Öfkeyle kederi, kırılganlıkla sertliği birleştiren sesi sayesinde dünya üzerinde binlerce kişiye yoldaş olmasına rağmen.

Seattle'ı bilmem ama ölümü açıklandığı gün İstanbul'da hava güneşliydi, 'Rain When I Die'da "Sanırım yağmur yağacak ben öldüğümde," demiş olmasına rağmen. İşte Layne, bu hayat sana göre değildi zaten, bu boktan dünya ise ölümüne bile layık olamadı...

2 comments:

  1. ne kadar güzel bir yazı bu.beni çok duygulandırdı..tebrik ederim.

    ReplyDelete